Mart 2023 – Mehmet Feyzi Efendi 34. Vefat Yıldönümünde TÜRKAV Kastamonu Şubesi’nin Programıyla Anıldı.

Türkav (Türkiye Kamu Çalışanları Kalkınma ve Dayanışma Vakfı) Kastamonu Şubesinin Kutlu Bilgi Derneği ve Kastamonu Belediyesi’nin katkılarıyla hazırladığı Mehmet Feyzi Efendi’yi anma programı yoğun bir katılımla gerçekleştirildi.
Program saat 11.00’de Gümüşlüce Kabristanı’ndaki M. Feyzi Efendi’nin kabri başında başladı.
Programa Kastamonu Belediye Başkanı Galip VİDİNLİOĞLU, Tosya, Taşköprü, İhsangazi ve Seydiler Belediye Başkanları, Siyasi parti başkanları, STK başkanları ile çok sayıda vatandaş katıldı.
Türkav Başkanı Kamil ÇONKOR açılışta yaptığı konuşmaya programa katılanlara teşekkür ederek başladı ve şöyle devam etti:

Kastamonu’nun bağrından çıkmış Ulu bir Hakanı, Kutlu bir Kervanın Yol
Başçısını “Muhabbete vesile olan her şey güzeldir.” düsturundan hareketle anmak ve anlamak üzere toplandık.
Necip Türk Milletinin manevi hayatına asırlarca hükmeden Hoca Ahmet YESEVİ Hazretleri ve Horasan Erlerinden itibaren Anadolu coğrafyasında hiçbir devir ve dönemde Mana Önderleri eksik olmamıştır. Bu Manevi Çınarlar, içinde bulundukları toplumları aydınlatmak için ömürlerini feda etmişlerdir. Yüce gönüllü Türk Milleti de Maneviyat Ulularını bağrına basmış, el üstünde tutmuş, yolunu yol bilmiş, dünyevi ve uhrevi hayatlarını Onların manevi ışık ve işaretleri ile şekillendirmiştir.
İşte Mehmet Feyzi Efendi Hazretleri de “Taşıyla, toprağıyla mübarektir bu Kastamonu. Mekke silsilesine bağlıdır. Buradan oraya yol vardır.” dediği Kastamonu’nun özbeöz bağrında filizlenmiş, ulu bir çınar, yüce bir feyiz pınarıdır.
Kıymetli Misafirler!
Mehmet Feyzi Efendi, 1912’de Kastamonu’da doğdu. Mahalle mektebindeki tahsilinden sonra Hâfız Ömer Aköz hocada hıfzını tamamladı ve kendisinden kıraat dersleri aldı. Ayrıca Hâfız Tevfik, Hâfız Abdurrahman ve Hoca Kâmil efendilerden, temel İslâmî ilimlerle ilgili dersler okudu.

Askerlik görevi sebebiyle, İstanbul’da bulunduğu yıllarda, Hacı Hayrullah Efendi, Hüsrev Hoca ve Abdülhakim Arvâsî gibi âlimlerin tefsir ve hadis derslerine katıldı. Askerliği süresince askerlere Kur’an öğretti, tâlim ve tecvid dersleri verdi.
Askerlik dönüşünde, o yıllarda Kastamonu’da bulunan Bediüzzaman Said Nursi Hazretlerinden ders aldı, onun hizmetinde bulundu. Said Nursi Hazretleri ile olan yakınlığı sebebiyle açılan davalarda yargılanarak Denizli ve Afyon Cezaevlerinde mahpus kaldı. Ancak her iki davadan da beraat etti. Melek Hanım’la yaptığı evlilikten biri erkek olmak üzere beş çocuğu dünyaya geldi. Üç kez hac ibadetini yapma imkânı buldu. Mi‘rac kandiline denk gelen 4 Mart 1989 tarihinde Kastamonu’da Rahmet-i Rahman’a kavuştu.
Yüceler Yücesi Rabbimizin rahmetleri ve bereketleri daima üzerine olsun. Bizi de şefaat ve himmetlerinden ayırmasın.
İlmi derinliği ve manevi olgunluğu ile temayüz etmiş olan Feyzi Efendi, ilmî çalışmalarını yürütmek, isteyenlere ders vermek ve bereketli sohbetleriyle, ziyaretine gelenleri Rasûlullâh’ın sünneti ve ahlakıyla buluşturmak üzere evinin bir odasını dershane haline getirmiştir. Böylesine ilim meraklısı, Kur’an Aşığı, Rasulüllah sevdalısı olan Mehmet Feyzi Efendi’nin bu yöndeki bazı tavsiyeleri şöyledir:
“Kur’ân irşâdı altında bir istikâmet, bin kerâmetten daha üstündür.”
“Kur’ân’ın irşâd ettiği yol en sağlam yoldur; başka kapı aramaya lüzum yoktur.”
“Kur’ân ölülere değil, dirilere hitap ediyor!”
“Kur’ân, İlâhî bir sofradır. Ama ondan, mîzâcı tam olanlar hakkıyla istifade edebilir.”
“Nefsin terbiyesi; Kur’an’ın emrine uymakla, nehyinden kaçınmakladır.”

“Kur’ân bizi, kâfirlerle dost olmaktan men ediyor. Kâfirlerle dost olmak haramdır.”
Gerçek sevginin, Allah ve Rasülüne duyulan sevgi olduğunu ve bu sevginin de itaatten geçtiğini ise şu şekilde ifade etmişlerdir:
“Allah sevgisini, Rasûlullah sevgisini gönlümüze dolduralım; gönlümüzde sahte sevgilere yer kalmasın.”
“Kemâl-i îman, Rasûlullah (s.a.v)’e muhabbetle hâsıl olur. Muhabbetullahın alâmeti de Rasûl-i Ekrem’e itaattir.”
İtikatta ifrat ve tefritten uzak olmanın, Sahabe, Tabiîn ve Tebe-i Tabiîn neslinin oluşturduğu inanç sistemine bağlı kalmanın önemini anlatmak üzere ise:
“Ne Cebr’e kayalım ne İtizale dalalım; Ehl-i Sünnet’te kalalım.” sözüyle veciz bir şekilde özetlemişlerdir.
Âlimlere, velilere ve müspet halk adamlarına saygı ve sevgi gösterilmesini tembih etmiş, ilim ve ihlâs sahibi olmaya teşvik ederek şu feyizli sözleri söylemişlerdir:
“Bilgisiz ne dünya olur ne de ahiret! Evvela ilim lazım. Farzdan evvel farz, ilim; farz içinde farz, ihlastır.”
“Kuran’ın irşadından, Ehadis-i Nebeviyye’nin irşadından, ulemanın irşadından başka çare yoktur.”
“En güzel meslek talebeliktir. Talebelik ölünceye kadar devam etmelidir.”
“İnsan talebe olarak hayatını devam ettirir ve öyle kabre girerse, Allah kıyamete kadar onun ilmini tamamlar.”
“İlmin izzetini muhafaza için vakar, neşr-i ilim için hilim ve sabır lazımdır. Aynı zamanda, sözünün tutulması için de ilmi ile amil olmak lazımdır.”
Aynı konu ile ilgili olarak kendi şahsını da işin içine katmak suretiyle söylediği şu sözü de son derece manidardır:

“Benim yüzümden ne dünyada ne de ahirette kimseye zarar gelmesini istemem. Şahsım namına neler yaptılarsa hepsini helal ettim. Ama ilme ve ulemaya ait haklara karışmam.”
Feyzi Efendi bütün ömrü boyunca “Müsbet düşünelim, müsbet söyleyelim, müsbet hareket edelim.” diyerek çevresine daima telkinde bulunmuştur.
“Her gördüğümüze Hızırmış gibi hüsn-ü zanda bulunalım. Kimsenin hakkında kötü düşünmeyelim. Kendi kusurumuzu görüp, onu düzeltmekle uğraşalım.” diyerek, toplumu madden ve manen ayakta tutan hassas noktaları kafalara ve gönüllere nakşetmeye çalışmış; fitne-fesat, kin-nefret, haset-düşmanlık gibi kötü duygu ve düşüncelere karşı uyarmış, birlik-beraberlik, dirlik-düzen sevgi- saygı hoşgörü gibi değerler etrafında birleştirmek maksadıyla şu feyizli sözlerini söylemiştir:
“İnsan bozulmadıkça âlemin nizamı bozulmaz.”
“Bizim vazifemiz, emrolunduğumuzu yapmaktır; ötesi bizim vazifemiz değildir. Herkes kendi mertebesini bilmeli ve kendi mertebesinde vazifesini yapmalıdır. Kapıcı müdürün; odacı şefin işine karışırsa, nizâm-ı âlem bozulur. İşte o zaman da kıyâmeti beklemeli.”
“Kalbe kötü bir şey hutur ederse:
“Allahım kalbimi temizle, günahımı bağışla, (nesil organımı) ve tüm uzuvlarımı haramdan koru. deyip, o kötülüğün kökünü daha bil kuvve halinde iken kazıyıp atmalıdır. İşte bu, en güzel tövbedir.”
“Bütün mahlûkatı kendinden efdal bil; şefkat et. Edebimizi muhafaza edelim. Her kusuru kendimizde bilelim.”
“Birbirimizin noksanını aramayıp, müsamaha edince ihtilaf çıkmaz.”
“Bu memleketi beğenmeyenler, abasını omzuna alıp, beğendiği yere gitmeli; fitne ve fesada sebep olmamalı.”
Fert-toplum-millet ilişkisini ve bunların dinin emir ve yasakları, helal ve haramları ile derin bağlarını mükemmel bir şekilde analiz etmiş, bu ilişki yumağını yine kendine has feyiz dolu sözleriyle şöyle izah etmiştir:
“Dinimiz nikâhı helal; sifahı (zinayı) haram kıldı. Nikâh-ı sahihten gelen nesil, anasına-babasına, cemiyete, millete, vatana ve beşeriyete fayda verir. Sifahtan gelenler, emin değildirler, sır tutamazlar, hayâsız ve yalancı olurlar.”
“Helal-haram tanınmaya tanınmaya, nikâh-sifah (zina) bilinmeye bilinmeye, tevbe ve istiğfar edilmeye edilmeye hep nesnaslar (ruhen hayvanlaşmış, insan görüntüsündeki haylaz, yaramaz ve zararlı tipler) çoğalıyor.”
Toplumun ve milletin milli ve dini yönden kaynaşması ve yücelmesi noktasında ortaya koyduğu reçete ise dün olduğu gibi bu gün, yarın ve kıyamete kadar geçerlidir. Bu kutlu formülü şöyle izah etmiştir: “Mefahir-i Milliye, Mefahir-i Diniye ve Sadakat-ı Vataniye mefküresi; bu üçü bir arada imtizaç ettiği zaman onulmayacak hiçbir yara kalmaz.” Yani Milli değerler, Dini değerler ve Vatana sadakat birlikte ele alınır ve beraberce yürütülürse memleketimizdeki ayrılıklar ve düşmanlıklar son bulur demektir. Mehmet Feyzi Efendi’yi diğer âlimlerden ayıran en önemli özelliklerinden biri de Türk Milliyetçiliği fikir sisteminin manevi mimarı olmasıdır. Mensubu olduğu Yüce Türk Milleti ve milliyetçilik hakkındaki görüşleri ise şöyledir.
“Milliyetimiz gelişirse, İslamiyet gelişir.”
“Dinle millet, etle kemik, sırtla karın gibi birbirleriyle kaynaşmıştır. Kâbili tefrik imkânı yoktur.”

“İslamiyet ruhumuz, milliyetimiz de bedenimizdir. Beden sağlıklı olursa ruhumuz da sağlıklı olur. Ruh ile beden, et ile tırnak gibidir. Biri diğerinden ayrılmaz.”
“Milli bünye, ferdi bünyeden daha önemli, daha sağlam, daha üstün ve daha camidir. Bunun için her fertte milli bir sadakat lazımdır.”
“Cenab-ı Allah muhafazakârlığın onda dokuzunu Türk milletine vermiş. Bu, Allah’ın bu millete bir lütf-u ilahisidir.”
“Bu zaman Ehl-i Sünnet itikadına, Hanefi Mezhebine ve Türk Milliyetçiliğine nusret etme zamanıdır.”
“Ashab-ı Kiram’ın sanatının cihat.” olduğunu belirten Mehmet Feyzi Efendi’nin vatanın korunmasına dair söylediği şu sözü de esrar doludur:
“Vatan şarttır. Vatanı korumak; ırzını, namusunu ve dinini muhâfaza etmektir. Çünkü bunlar, vatanla muhâfaza olunur. Vatana hürmet, şühedâya, ecdâda hürmettir. Her günâh, her suç bağışlanabilir; ama vatana ihânet suçu başka! Vatana ihânet, nesilden nesile, batından batına intikâl eder.”
Yüce Rabbimiz bizleri, Asil Türk Milletinin birlik ve dirliği yolunda çalışanlardan ve başaranlardan eylesin.
Bu vesile ile 6 Şubat 2023 tarihinde memleketimizde meydana gelen, Kahramanmaraş merkezli 11 ilimizde etkili olan ve asrın felaketi olarak adlandırılan deprem felaketinden dolayı Aziz Türk Milleti’ne geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum. Hayatlarını kaybeden vatandaşlarımıza Cenab-ı Hak’tan rahmet, yakınlarına ve Yüce Türk Milleti’ne baş sağlığı, yaralılarımıza acil şifalar diliyorum.
Türk Milleti tarihin her döneminde yaşadığı badirelerden sonra daha güçlü bir şekilde ayağa kalkmasını bilmiş, adeta küllerinden yeniden doğmuştur. Bugün de depremin sebep olduğu yıkım ve enkazın altından birlik, beraberlik ve kardeşlik duygularıyla el ele verip, yaraları sıkıca sarıp, en kısa zamanda dimdik ayağa kalkacağımıza olan inancım tamdır.
Ulu Tanrım Devletimize ve Milletimize güç-kuvvet versin. Birliğimizi, beraberliğimizi ve dirliğimizi daim eylesin. Hainlere ve bu zor durumdan nemalanmaya çalışan işbirlikçilerine fırsat vermesin.

Kıymetli Misafirler,
6 Şubat’ta Güzel ülkemiz Türkiye’mizin doğusunda meydana gelen felaketin acısını milletçe yaşarken, aynı günün akşamında aldığımız ikinci bir acı haberle Kastamonulular olarak bir kez daha derinden sarsıldık.
Bu haber; yaklaşık otuz yıldır günümüze ve geleceğe ışık tutan aydınlık fikirlerini anlamaya ve anlatmaya çalıştığımız Mehmet Feyzi Efendi’yi,
Kendisinden ve kaleme aldığı güzide eserlerinden öğrendiğimiz Kıymetli Hocamız Musa ÖZDAĞ’ın vefat haberiydi.
Musa ÖZDAĞ ki, daha çocuk sayılabilecek bir yaşta Efendi Hazretleri’ni tanımış, onun engin bilgi, görgü ve sevgisinden istifade etmiş, vefatına kadar yanından ayrılmamış, Hocasının izni ve isteği üzere başladığı dersleri ve sohbetleriyle Kastamonu halkını irşat etmiş, Mehmet Feyzi Efendi’nin görüşlerini ve hayat felsefesini anlatan harika eserler telif ederek bu kutlu mirası hepimize şerefle taşımış ilim, gönül ve dava adamı, hepimizin hocası, Mehmet Feyzi Efendi’nin kabul olunmuş duası, çok kıymetli bir değerimizdir.

Yüceler Yücesi Rabbimiz, hem Mehmet Feyzi Efendi Hazretleri’nin hem de çok kıymetli Hocamız Musa ÖZDAĞ’ın kabirlerini cennet bahçelerinden bir bahçe eylesin. Makamlarını âlî eylesin. Bizleri de Nebiyyi Muhterem Efendimizin şefaatlerinden, Mehmet Feyzi Efendi başta olmak üzere tüm evliya kullarının himmetlerinden dünya ve ukbada hissedar eylesin.
Değerli Gönül Dostları,
Sözlerime son verirken,
Birazdan Kur’an-ı Kerim okuyacak ve dua edecek muhterem hocalarıma, Programın hazırlanmasında ortaya koydukları emek ve gayretlerinden
dolayı yönetim kurulumdaki ekip arkadaşlarıma,
Katkılarından dolayı; Kutlu Bilgi Derneği’ne ve Kastamonu Belediyemize, Ve maddi manevi katkı sağlayan, emeği geçen tüm gönül dostlarımıza, Mehmet Feyzi Efendi sevgisiyle Gümüşlüce’yi dolduran siz kıymetli
misafirlerimize,
Şahsım ve vakfımız adına şükranlarımı sunuyorum.
Kadir Mevlam, üzerimizden nusret ve inayetini eksik etmesin. Diyor, Hepinizi saygı ve muhabbetle selamlıyorum.
Sağ olun, var olun. Cenab-ı Allah’a emanet olun.”

Daha sonra Kastamonu’nun güzide hocaları tarafından okunan Kur’an-ı Kerim’in ardından İHL Meslek Dersleri Öğretmeni Hüseyin SICAK tarafından hatim duası yapıldı. Duanın ardından katılımcılara pilav-ayran ikramı yapıldı.
Öğleden sonra 14.00’de Kuzeykent Grand Moni Konferans Salonunda İHL Meslek Dersleri Öğretmeni Mehmet ERTAŞ tarafından “Mehmet Feyzi Efendi’nin Şahsiyeti ve Fikirleri ” konulu konferans verildi. Mehmet ERTAŞ konuşmasında Mehmet Feyzi Efendi her zaman müsbet düşünmeyi müsbet konuşmayı müsbet davranışı tavsiye ederdi. Bir zaman gelecek, fikirleri tespit edebilecek cihazların çıkacağını, kendisinin odasında başucunda bulunan kitap rafından bir gün sohbetlerinin dinlenebileceğini ifade ederdi
Ümmetin iki kısım olarak değerlendirebileceğini bunlardan ilkinin ümmeti icabe diğerinin ümmeti da’ve olduğunu ifade ederlerdi. Müslümanların derece almasına, yücelmesine; gayrı müslimlerin de ihtidasına dua edelim, cennette bize az mı yer kalacak. Allah’ın mülkü geniştir derdi. O muhteşem, şaşalı muhteşem camiler cihattan elde edilen ganimetle yaptırıldı. Tekellüfü ve gösterişi sevmezdi. Misafirlerinin nasıl rahat edebilirlerse öyle evlerindeki gibi oturmalarını isterlerdi. Kılık ve Kıyafetleri de gayet sade, temiz gösterişten uzak idi.
Çocuk dahi olsa emredici bir ifade kullanmaz kardeşim diye herkese hitap ederdi. Ömrünün son demine kadar evinin odasını bir mektep gibi değerlendirip insanlara Allah’ın emirlerini hiçbir karşılık beklemeden usanmadan ulaştırmıştır. Türkav olarak 1998’den bu yana Feyzi Efendi anma programı yapıyoruz. Bize niçin yapıyorsunuz? Feyzi Efendinin anılmaya ihtiyacı mı var dediler. Feyzi Efendinin anılmaya ihtiyacı yok ama bizim onu anmaya ve anlamaya ihtiyacımız var. Feyzi Efendiyi fikirleriyle birlikte gelecek nesillere tanıtmalıyız, geleceğe taşımalıyız. Feyzi Efendinin fikirlerini geleceğe taşımak için gece gündüz çalışan, kitaplar yazan, bizleri yetiştiren Musa ÖZDAĞ hocamızı da buradan rahmetle anıyorum.”
Türkav Kastamonu Şube Başkanı Kamil ÇONKOR tarafından Mehmet ERTAŞ hocaya hediye takdimiyle program sona erdi.